hafta sonlari dehset verici bir hizla akip geciyor. ozellikle pazar geceleri, herkes ve her sey bittikten sonra, bir basimayken birbirine eklemlenen gunlerin ve haftalarin ve yillarin yasini tutuyorum.
yas tutmak insana huzur veriyor. sonrasi zaten HEP pazartesi.
Sunday, 1 December 2013
Tuesday, 26 November 2013
kis uykusu
iste buradayim. tam da basladigim yerde. bulanik gozlerle dunyayi algilamaya calistigim ilk gun bugun. uzerime dusen golgelerin karartisi urkutuyor. sesleri duyamiyorum. isik beni yoruyor. sagima soluma donemiyorum. yumusak yeni dogan tirnaklarim avucuma saplanmis. oksijen canimi acitiyor. neyin icerisindeyim bilmiyorum. kotu bir tat giriyor icime. yumusayan bir seyler var. iyi hissediyorum bir an. sonrasinda yine o karanliga donuyorum.
Thursday, 21 November 2013
işte şimdi olmadı
handan dedi ki senin serotonin düzeyinle gerçekten de oynamak gerekiyormuş. hmm, evet, sanırım dedim. sonra mevzuyu b bey'e de anlattım. önce biraz korktu. sorduğu sorular şunlardı:
1. insanlar sendeki değişimi nasıl gözlemliyor?
2. çok konuşuyor musun?
3. abuk subuk şeyler yapıyor musun?
4. eşyalarını dağıtıyor musun?
5. eskisinden daha fazla mı alışveriş yapıyorsun?
cevaplarım şöyle oldu:
1. arkadaşlarım "seni bu kadar mutlu görmek ne kadar güzel" diyorlar.
2. evet, eskisinden çok ama çok daha fazla konuşuyorum. dışarı çıkmaktan artık keyif alıyorum. GÜLMEK çok hoşuma gidiyor.
3. abuk subuk derken, yani bilmem.
4. eşyalarla problemli bir ilişkim olmuştur hep.
5. hayır.
"HMM" DEDİ. dozajı biraz azaltmayı deneyelim. "ama eğer bir şey olursa hemen beni ara ve aralık başında muhakkak görüşmemiz gerek."
bugün yan taraftaki inşaattan gürültüler yükselene kadar keyfim yerindeydi. sokağa çıktığımda başımın feci döndüğünü hissettim. vapurda yürüyormuş gibi bir dizzy. önceki halime göre daha bitkinim. NEDEN DÜŞÜRDÜK Kİ? diye feryat edebilirim.
fakat mevzu, gerçekten de, kendi kendime yetecek kadar serotonini neden üretemediğim. neden yani? çocukluğumdan şu yaşıma kadar beynime nasıl komutlar yollamışsam artık. sanırım düşürme fikri iyi değildi. daha zamana ihtiyacım var.
öte yandan hiçbir şeyi sallamama konusunda ciddi ilerlemeler kaydettim.bu güzel. yazmak bana iyi gelmiyor. bu güzel değil. işte bu olmadı. ama belki de oldu ya. ben ellerimi kullanarak bir şeyler yapmalıyım. bedenimi kullanarak. evet.
bedenim beni kışkırtıyor.
1. insanlar sendeki değişimi nasıl gözlemliyor?
2. çok konuşuyor musun?
3. abuk subuk şeyler yapıyor musun?
4. eşyalarını dağıtıyor musun?
5. eskisinden daha fazla mı alışveriş yapıyorsun?
cevaplarım şöyle oldu:
1. arkadaşlarım "seni bu kadar mutlu görmek ne kadar güzel" diyorlar.
2. evet, eskisinden çok ama çok daha fazla konuşuyorum. dışarı çıkmaktan artık keyif alıyorum. GÜLMEK çok hoşuma gidiyor.
3. abuk subuk derken, yani bilmem.
4. eşyalarla problemli bir ilişkim olmuştur hep.
5. hayır.
"HMM" DEDİ. dozajı biraz azaltmayı deneyelim. "ama eğer bir şey olursa hemen beni ara ve aralık başında muhakkak görüşmemiz gerek."
bugün yan taraftaki inşaattan gürültüler yükselene kadar keyfim yerindeydi. sokağa çıktığımda başımın feci döndüğünü hissettim. vapurda yürüyormuş gibi bir dizzy. önceki halime göre daha bitkinim. NEDEN DÜŞÜRDÜK Kİ? diye feryat edebilirim.
fakat mevzu, gerçekten de, kendi kendime yetecek kadar serotonini neden üretemediğim. neden yani? çocukluğumdan şu yaşıma kadar beynime nasıl komutlar yollamışsam artık. sanırım düşürme fikri iyi değildi. daha zamana ihtiyacım var.
öte yandan hiçbir şeyi sallamama konusunda ciddi ilerlemeler kaydettim.bu güzel. yazmak bana iyi gelmiyor. bu güzel değil. işte bu olmadı. ama belki de oldu ya. ben ellerimi kullanarak bir şeyler yapmalıyım. bedenimi kullanarak. evet.
bedenim beni kışkırtıyor.
Wednesday, 20 November 2013
kusmuklu bere, lavabo, carsaf
dun gece takside aysegul'un beresine kustum. sonra da bereyi camdan disari attim, tahminen taksim'in altından geciyorduk.sonra ayseguller'e gittik. o hemen banyoya gitti kusmak icin. ben de nereye kusacagimi bilemedigim icin mutfak lavabosuna kustum. gerci kusacak bir sey de kalmamisti. ogurdum. sonra uyurken carsafa ogurdum. sabah dis hekimine gittim. doktorun ellerine kusacagim diye cok korktum. kusmadim. sonra ickiyi biraktim.
Monday, 4 November 2013
Wednesday, 30 October 2013
kalp
“Someday you’ll find the right person, and you’ll learn to have a lot
more confidence in yourself. That’s what I think. So don’t settle for
anything less. In this world, there are things you can only do alone,
and things you can only do with somebody else. It’s important to combine
the two in just the right amount.”
- Haruki Murakami
- Haruki Murakami
Wednesday, 2 October 2013
karl-marx strasse bildigin aksaray. mimarisi disinda. gunledir buradayim. bugun mondlicht adinda bir dukkana gittik elif ile. sonra jens geldi. turlu tuhaf spirituel kitaplar ve aksesuarlar vardi baglanti kuramadigim. dakikalar bugunca simdiki zamani yasamak temali bir kitap okudum. insan zihninin negatif dusunceyi cagirmaya ne kadar egilimli oldugunu anlatan. gecmis ve gelecek dusuncelerden kurtulup oldugun anin tadini cikarmak ne kadar mumkun. insanoglu dedim, aslinda tek derdimiz mutlu olmak. peki gercek mutluluk nedir? ben ne zaman gercekten mutluydum? mutlu oldugumu mu saniyordum. sonra anlamaktan vazgectim. ocb'den muzdarip jens'e bakip mdd'den muzdarip halime sukrettim. kendimi anlamayi rafa kaldirdim. bir sure tozlansa olur. berlin'deyim. cok tanidik bir yerde hicbir beklentim olmadan yasiyorum. bazen olmusum gibi geliyor. cehennem bu sanirim. sonra hemen o dusuncenin ustune sifonu cekiyorum. cok hissiz ve donuk her sey. esyalar cok yabanci. parmaklarim da. tik tik tik. zaman geciyor.

