Thursday, 19 June 2014

o kadar heyecanlandim ki
kalbim kucagima dustu yeminlen
en son ilkokulda ugur muydu neydi adi
onu gordugumde boyle olmustum
sonra da bisiklette titreyiverip
yokus asagi cooooook guzel bir sekilde ucmustum

her gun yaninda tasidigin
ici kitapla dolu posetin olayim

Tuesday, 17 June 2014

sendromayzing evridey layf end sit

1.

ben moderni sevmem
eskiye asigim
moderinin ruhu yok
kutu kutu mimari
anitkabiri dedem dikti
keske ben dekore etseydim
en eski ingiliz sandalyesini ve 
kapitone kanepeyi eskik etmezdim

ben moderni pek sevmem
ruhsuz gelir bana
mobilya magazasi gibi ev olur mu hic
kutu kutu mimari
yuksek doz minimal
anitkabiri dedem dikti
keske biraz daha yasanmislik ekleseydi

2.

biz moderni pek sevmeyiz
zanaat bizim icin cok onemli
kimse bir seyin degerini bilmiyor
biz sakliyoruz bak bu termometreyi
keceler tireden, yazin serin kisin sicak 
zeminler sedir agaci
yok bir de fayans mi olacakti?
biz cocuklugumuzu ozluyoruz

dedemin dedesinin dedesinin
dedesinin dedesinin dedesinin
dedesinin dedesinin dedesi sarayli
bu termometre cok eski
karakoy'deki binamizda asiliydi
6-7 eylul olaylarinda rum kiracimiz borc takarak kacti
termometreyi biz sakladik
biz galiba biraz da dedemizin cocuklugunu da ozluyoruz

3.

ben de eskiye asigim ama biraz da alisverisi severim
magazalara girer cikar, yeniyi eskiye yakistiririm
anneannem de boyle imis annem de, hali ile ben de
adab meselesi bu, ev ile ugrasmak onemli
ankara'da da boyleyim, burada da
insan yazligina uvery evlat muamelesi etmemeli
insan her seyi suslemeli, anitkabiri ve asfalti
rolfeyleri de ben yaptim, sanirim hepsi biraz abarti




ekmek arasi efeksor

tepede lukste oturmus bir furuzan
dilinden dusmuyor ki ayse arman
COK SEVERMIS
soylediklerin kulagimda nasil yer etsin
erteleme derken bile seyleri
gozlerim parmaklarimin arasindan
karsidaki toki arazisine ucusan
piksel piksel sanat

siz daha guzelsiniz furuzan

ben buraya tesaduflerle geldim ama
hele bir dinle
tesaduflerle degil,
sirketin kiraladigi dandik araba ile
guruldayarak donecegim

aklimda bir tek tire kecesi ve damdaki oluklar degil
bir bucuk yasinda vefat eden bir tekirin batman gibi pozu
ve bir de yine ayni tepedeki guzel sanatlar fakultesi degil de
erteleme diyen firuzan'in sesi kalacak

yahu firuzan ben bilmez miyim senin yakmak zorunda kalmadigin o kopruleri yakmayi
diye feryat edecek halim yok ya, saygisizlik mi edecektim daha neler
basim dustu masaya ayni cumleleri kurmaktan
soguk bir bira yanina cerez degil de soyle guzel bir ekmek arasi efeksor iyi gider
zenginin erteleme onerisine ve tepelere cakilan cirkin binalara karsi


Wednesday, 11 June 2014

n

yani simdi ben bir gun yolda sen tek basina yururken
ve zaten ben hep basima yururum
onune ziplasam ve oylece yuzune baksam
merhabayi benden once cikarir misin ses tellerinden diye dusunuyorum ya simdi
ya da bunu begenmezsen diyelim
gulumsesem ve desem ki
sana bir sey diyecegim ama ne olur yanlis ama
cunku insan uzun zamandir her seyi yanlis anlamaya bayiliyorlar
yani simdi ben, cok merak ediyorum senin etrafinda hayat nasil donuyor desem
o da mi olmadi
ama inan bilemiyorum bu nasil bir his
icim akti en son gordugumde seni
icim icimden topraga akti
umusamiyormus gibi baskalariyla konustum
o yasli sesini duymak icin nasil egildim gormedin bile
karsimdaki arkadaslar bisiler anlatirlarken hevesle ve ben sanki onlari dinliyormus gibi yaparken
aslinda sen yanimiza otur da konusmaya baslayalim diye pir pir
yani ne yapsam bilmiyorum
kocamansin, tipki lenin gibi. miniciksin tipki james joyce'un her zamanki hali gibi
ve sana dokunabilir miyim bilmiyorum bile
sadece senin etrafindaki dunya nasil merak ediyorum
sandalye olarak bile durabilirim
ya da bir yastik
ya da kardes
ama kaciyorum
senden degil, kendimden kaciyorum
aramizdaki 10 yildan
ve her seye cakilip kalan insanlardan
halbuki bir sabah boyunu operek de uyanabilirim
isten aglayarak kacip kucaginda aglayabilirim de
ama yapamiyorum ve yapamayacagimi cok iyi biliyorum

Sunday, 8 June 2014

pazar postasi

iste bu hayat bir mutfakta yeniden dogdu
yazmamanin turlu sekillerinde kendi buldu
yazmamanin ta kendisi oldu
bir suru insan vardi etrafta sabah oldugunda
kimi guzel, kimi daha guzel, cogu en guzel
kelimeleri bol bulduk diye zemine doktuk
ustune basamadan uykumuz geldi
sonra sarkilar ve incir yapraklari bak nasil da dans ediyorlar
salina salina
ruzgardan habersiz
kendi baslarina
kim ruzgari ciddiye alir ki baksana
sinekler donuyorlar meyvelerin etrafinda
butun pazar kahvaltilarinda cok guzeliz
sinekler, incir yapraklari ve biz
denize dusecekmis gibi davranan bir apartmanin sol kosesinde
gicirdayan sandalyeler ve kalitesiz filtre kahve ile
kendimize tuzaklar kurdugumuz su gariban pazar gununde

Monday, 2 June 2014

yağmurun bir daha asla durmayacağını söylüyorlar. tam dört gün oldu yağmurun hırsla yağmaya başlaması. o gün de ofisteydik. o gün de derginin işlerini bitirmemiz gerekiyordu. hala ofisteyiz. yağmur deli gibi yağmaktan vazgeçseydi bile eve gitmeyecektik aslında. ama şimdi istesek de eve gidemiyoruz çünkü bütün şehir sular altında. milyonlarca insanın evini sel basmış. bizim bina bile sızdırmaya başladıysa o dandik evlerde yaşayan insanlar ne yapıyordur diye düşünmek istemiyoruz hiçbirimiz. dehşetle camdan dışarı asfaltı dahi yamultmaya başlayan yağmur tanelerini izliyoruz. bir yandan da haberleri dinliyoruz. ölü sayısı gittikçe artıyormuş. kurtarma ekipleri canla başla çalışıyor. askeriye bile devreye girmiş. işin ilginç tarafı yağmurun sadece buraya yağması. diğer şehirlerde de aynı şiddetle ama yarım saat yağıp duruyormuş.

zeynep üflemeye devam etti. "evime gitmek istiyorum artık!" dedi. "bir evim kaldıysa tabii ki. yatağımı özledim."

kimsenin zeynep'in huysuzluklarını ve şikayetkerini dinleyecek hali yoktu. hayatı şikayet etmek üstüne kurulmuş bir insan olmasaydı şayet belki bugün idare edebilirlerdi kendisi ama bugün.............