Monday, 22 April 2013

hallo musik.

cok da uzak degil, parmaklarinla bile sayabilirsin. ne kadar da cok yeni muzik dinlerdim. ne varmis ne yokmus diye bakinir ve heyecanlanirdim. sonra o his bir suru sey ile birlikte kayboldu. fark etmedim gidislerini. gule gule bile diyemedim.
kaybolan hisler nerelere gidiyorlardi?her neyse kafami bulandirmanin bir alemi yok. hem acikcasi cok da umrumda degil sabah saat 07.15 itibariyle bu soru.
06.30'da kalktim. ve bu saate kadar neyle mesgul oldugumu bilmiyorum.
suursuz oldugum anlarda ne yapıyorum.
sonuc: muzik hayatima yeniden agirligini koyabilir mi artik lutfen.

Thursday, 11 April 2013

hayvanlar alemi, kornalar, dusen ucak sesi. dusmedi ama tepemizden tereddut ederek gecti

hey gidi gecen gunler ve butun herkes
hani uyurken bazen dislerinizi gicirdatiyorsunuz da sabah uyandiginizda ceneniz agridiginda fak ediyorsunuz ya
bugun annemi o kadar cok ozledigimi fark ettim ki
ofis mofis dinlemeden aradim
megerse kopek cona, babamin organik hayat sevdasinin bir uzantisi olan bahcesinin cicegi burnundaki 2 tavugunu ve 1 horozunu bogmus
annem de bir uzulmus bir uzulmus zaten babam da sehir disinda
gozlerim doldu
aradan uc saat gecti yine annemi ozledim ama bu defa aramadim ve yine gozlerim doldu
nazli geldi ay canim uzuluyorum senin gozlerin dolunca nen var, niye anlatmiyorsunlar
solugu altinci kattaki havali tuvaletlerde aldim, bir saat boyunca agladim, gozlerimde davullar
nefes alamadigim bir sehirdeyim ve bir de hala askere kornayla insan yolluyorlar
sene olmus 2013, biz yine turkiye'de yan yana oturmusuz

Monday, 1 April 2013

bazen kendime cok kiziyorum

her seyden cok sikayet ettigim butun o zamanlarda ve hicbir seyi degistirmedigim diger zamanlarda. genel olarak hayatimin cogu aninda.

Wednesday, 27 March 2013

onca elmaya ragmen

sabah yedi gibi uyandim. a. arkadaslari ile yenikoy'e kahvaltiya gitti. ne yapsam bilemedigimden oturup elmali kek yaptim. ayni anda yuz sey yapmak isteyen insanin draminin sonuclari. yuzlerce kahve ictim, bir dilim kek yedim. yikandim, paklandim, cok sevdigi kazaginin kolu yirtilmis, gunlerdir halledicem diyorum, -cocuk mu kandiriyorsun kadin!- megerse bugune kismetmis. iste ona yama olacak taba rengi deriyi, uc pasaja girip ciktiktan sonra, osmanbey'deki bursa pazarinda bulabildim. sonra terziye gittim, sokuklerimizi biraktim. ofise geldigimde saat 12'yi geciyordu ve sadece 1 kisinin cantasi vardi, oturdum makale bastim, muzik dinledim, dinliyorum. fakat penderecki dinlemek iyi bir fikir degilmis. gece ustum acik kalmis etkisi yaratiyor. herkesler bugun, dolunaymis diyorlar, bir ay oncesinden alarmi verilmis bir dolunay ve de, kis bitmiyor, uretemiyorum ve sindirim sistemim, ne yaparsam yapayim asla duzelmiyor. ofiste, turned on bir vaziyette dakika saydigim anlasiliyordur fakat.

Saturday, 16 February 2013

kucagima dusen bir sehir olsaydin

su an, su yine gri ve islak, disarda sokaklarin camurlu, trafigin kesmekes oldugunu bildigim istanbul sabahinda, gune herkese gore erken, kendi capimda gec baslamisken, berlin'i yine ne cok ozledigimi fark ettim. iceride hayat fena degil. aslinda bilgisayarin basinda, guzel kahvemi yudumlarken milyonlarca kez icine girdigim bu duygu yuzunden genc berlinlilerin bloguna, instagramina kilitlenmek yerine, kendime kilitlensem daha guzel olurdu. ama olmuyor iste. sekilli kahve icen, guzel evlerde yasayan, o guzel insanlar.................insanlarimiz, o guzel kitaplar, o guzel parklar ve upuuzun yuruyusler, ah ah. noktalar.

Wednesday, 7 November 2012

gitmemis.

sokagin kenarindan gecerken fark ettim ki her sabah kose basinda duran yasli simitcinin yerinde yeller esiyor. simitlerini koydugu arabasina zincirledigi plastik beyaz sandalyenin sirt kisminin yarisi kirilmis ve cam bolmenin zeminindeki gazete kagitlari coktan sararmis. asiri merak ettim adama ne oldugunu. hemen karsisindaki kunduraciya sorabilirdim pekala. ama henuz dukkaninin kepenklerini kaldirmamisti ve benim ise ise gitmem gerekiyordu. ertesi gun evden biraz daha gec cikacagimi dusunerek bugunun isini yarina biraktim ve kok salmis gibi durdugum simit tezgahinin yanindan sanki hicbir sey olmamis gibi hizli adimlarla ilerledim.
ertesi sabah kosarak merdivenlerden indim. kunduraci amcaya dogru emin adimlarla yurudum.

merhaba, kosedeki simit satan beyfendi artik neden yok?

diye sordum.

once yuzume garip bir ifade ile bakti. sonra da yolun karsisina gozlerini dikti ve sag elini havaya kaldirarak simitciyi selamladi.

geri gelmis, dedim. ama icimden.