insan beyni, tipki bir makine gibidir. bazi makineler gibi bazi beyinler de arada bozulurlar.
mutluluk hormonu salgilayamayan beyinler vardir. bunu bir hastalik gibi gorun. once beyninize yeniden mutluluk salgilamasini ogretmemiz lazim. gecen yillardan da hatirliyor olmasiniz, bu gecici bir surec. ssri yardimi ile tekrar eski neseli gunlerinize doneceksiniz. unutmayin, sadece bir tane hayatiniz var. onu da guzel bir sekilde surdurmeniz lazim. sizin icin buradayiz. butun igrenc dunya olarak karsinizdayiz ve size sesleniyoruz: gececek. hisleriniz ve dusunceleriniz umrumuzda degil ama sizi seviyoruz. her seyi yanlis yapiyorsunuz ama yaninizdayiz. sizi oldugunuz seyden oturu suclayamaya devam edecegiz ama yine de gitmenize musaade etmeyecegiz. bakin bir tane hayatiniz var. ve biz o hayatin icine sicmaya devam edecegiz cunku biz kotuyuz ve sizin de bunu anlamaniz gerek. ona gore guclenmeniz ve savasmaniz gerek. siz savastikca dunya daha berbat bir yer olacak. iste bu yuzden avucumdaki ssrilari alip her gun duzenli olarak kullanmaniz gerekiyor. zamanla hicbir sey hissetmeyeceginizi garanti ediyoruz. adeta bir robot gibi yasayacaksiniz ve biz gucluler size aciyarak ama sempati ile bakacagiz.
Saturday, 14 March 2015
Tuesday, 9 December 2014
bir devrin en guzel ihtimali
simdi buradan baslayalim seninle
tam da suradan:
masanin uzerinde duran
yemegin
en sona birakilan
o muhtesem
son lokmasindan
geriye kalanlari
kedilere veririz nasil olsa
simdi suradan devam edelim seninle
tam da oradan:
bir devrin en guzel ihtimali.
tam da suradan:
masanin uzerinde duran
yemegin
en sona birakilan
o muhtesem
son lokmasindan
geriye kalanlari
kedilere veririz nasil olsa
simdi suradan devam edelim seninle
tam da oradan:
bir devrin en guzel ihtimali.
Saturday, 25 October 2014
merhaba beta blog, sene oldu iki bin bombok
içinde sıkışıp kaldığım dünya saygı istiyor çopçok
ona ancak şiir yazabilirim
sevgili dünya,
jung demiş ki suçu başkasında arama
sen seçtin bu yolu
yollusun bariz orospu
bir tercih yaptığımı hatırlamıyorum doğrusu
sepsevgigigigigli dünya
bir damla da olsa göster bir rüya
mütemadiyen kaşınıyor topuklarım
ah o kendinden menkul tek başınalıklarım
kemirdiler hassasiyetimi
öylece izledim şöleni
mutluluktan atmosferin tavanına yapıştılar
afiyet olsun be canlar
afiyet olsun canımlar
içinde sıkışıp kaldığım dünya saygı istiyor çopçok
ona ancak şiir yazabilirim
sevgili dünya,
jung demiş ki suçu başkasında arama
sen seçtin bu yolu
yollusun bariz orospu
bir tercih yaptığımı hatırlamıyorum doğrusu
sepsevgigigigigli dünya
bir damla da olsa göster bir rüya
mütemadiyen kaşınıyor topuklarım
ah o kendinden menkul tek başınalıklarım
kemirdiler hassasiyetimi
öylece izledim şöleni
mutluluktan atmosferin tavanına yapıştılar
afiyet olsun be canlar
afiyet olsun canımlar
Thursday, 11 September 2014
bunca yillik insanim
felaket genlerimizde
olabilir, bilemem, se
n bil bilim adami be
nim yapabilecegim t
ek sey olmektir sonu
nda anlayabilecegim
i sanmiyorum geldig
imiz noktada
felaket genlerimizde
olabilir, bilemem, se
n bil bilim adami be
nim yapabilecegim t
ek sey olmektir sonu
nda anlayabilecegim
i sanmiyorum geldig
imiz noktada
Monday, 8 September 2014
ben singapur'a gidiyorum. sana singapur'dan sincap getirecegim. havayolu sirketi ile konustum. sincabi kafese koyarsam sorun olmazmis. fakat kafesin cok ama cooook saglam olmasi gerekiyormus. cunku sincaplar kemirgenlermis ve butun ucagi kemirebilirlermis. "hicbir hayvan, demirden bir ucagi kemiremez" dedim. yanildigimi soylediler. "sincaplar tahmininizden de tehlikeli olabilir, hanimefendi" dediler ve eklediler: "ucaklar sadece demirden yapilmazlar. baska malzemeler de ihtiva ederler." "yine de bu cok sacma. kafesi kapattigimiz muddetce sorun olacagini sanmiyorum" dedim. yetkili adam derin bir nefes alarak anlatmaya basladi: "yillar once roma'dan pekin'e giden bir ucakta, kafesleri iyi kapatilmayan sincaplar ucaga yayildi. az kalsin ucagin elektronik sistemini kemiriyorlardi."
once inanmadim. sonra arastirdim ve o da nesi. gercekten de, vakti zamaninda, sanghay'dan roma'ya gonderilen ve tam tamina 288 kilo tutan 15 kafes dolusu sincabin basina gelmeyen kalmamis! sonra adami tekrar arayip sordum. "o kadar sincabi ne yapicaklardi ki?" elbette italyanlarin bunca sincabi ne yapacaklari konusunda en ufak bir fikri yoktu adamin. "konu o degil" diye azarladi beni. bileti almaya karar verip vermedigimle ilgilendi sadece. ben ise sincaplarin basina gelenleri okumaya devam ettim.
sincaplar once istanbul'a gelmisler. burada bir sorun yasanmadan baska bir ucaga aktarilmislar. fakat istanbul'dan roma'ya ucarlarken bazi sincaplar ucustan etkilenmisler ve bayilmislar. roma havaalanina inen sincaplar italyan veterinerler tarafindan incelenmis ve ulkeye girmelerine izin verilmemis. aynen ulkelerine gonderilmisler. iste bu noktada olan olmus. italyanlar kafeslerden birinin kapagini kapatmayi unutmus. ucak once istanbul'a gelmis. burada aydin adindaki baska bir ucaga aktarilmislar. bu ana kadar herhangi bir sorun olmamis cunku butun sincaplar kafeslerindeymisler.ucak pekin'e ucmus. cinli yetkililer sincaplari karsilamaya gitmisler. fakat bir de ne gorsunler! ve bir kafes dolusu yani tam 40 (kirk) sincap ucagin icine dagilmis. ucak pekin'den bir sure geri donememis. yapilan calismalar sonucu dort sincabi hemen yakalamislar. fakat diger sincaplari uzun sure bulamamislar. bu yuzden ucagi aprona cekmisler. thy yetkilileri basibos sincaplarla dolu bir ucakla turkiye'ye kadar ucmanin imkansiz olduguna kanaat getirmis. tam bir hafta gecmesine ragmen sincaplar ne diri ne de olu vaziyette yakalanamamis. ucak uzunca bir sure oylece kalivermis pekin'de hangarda. sincaplar olsun diye 2 bin 800 kilo karbondioksit sikmislar. ucagin govdesini sokmusler. ucagin o kadar sure orada kalmasi firmayi ciddi maddi zarara sokmus. bir daha da kemirgen tasimama karari almislar. bu yuzden ucakta sincap tasiyacaksam her seyi goze almam gerekiyormus. neyse ki bu havayolu sirketi tamamen yasaklamadi sincap tasimayi. yoksa sana nasil sincap getirebilirdim ki singapur'dan?
once inanmadim. sonra arastirdim ve o da nesi. gercekten de, vakti zamaninda, sanghay'dan roma'ya gonderilen ve tam tamina 288 kilo tutan 15 kafes dolusu sincabin basina gelmeyen kalmamis! sonra adami tekrar arayip sordum. "o kadar sincabi ne yapicaklardi ki?" elbette italyanlarin bunca sincabi ne yapacaklari konusunda en ufak bir fikri yoktu adamin. "konu o degil" diye azarladi beni. bileti almaya karar verip vermedigimle ilgilendi sadece. ben ise sincaplarin basina gelenleri okumaya devam ettim.
sincaplar once istanbul'a gelmisler. burada bir sorun yasanmadan baska bir ucaga aktarilmislar. fakat istanbul'dan roma'ya ucarlarken bazi sincaplar ucustan etkilenmisler ve bayilmislar. roma havaalanina inen sincaplar italyan veterinerler tarafindan incelenmis ve ulkeye girmelerine izin verilmemis. aynen ulkelerine gonderilmisler. iste bu noktada olan olmus. italyanlar kafeslerden birinin kapagini kapatmayi unutmus. ucak once istanbul'a gelmis. burada aydin adindaki baska bir ucaga aktarilmislar. bu ana kadar herhangi bir sorun olmamis cunku butun sincaplar kafeslerindeymisler.ucak pekin'e ucmus. cinli yetkililer sincaplari karsilamaya gitmisler. fakat bir de ne gorsunler! ve bir kafes dolusu yani tam 40 (kirk) sincap ucagin icine dagilmis. ucak pekin'den bir sure geri donememis. yapilan calismalar sonucu dort sincabi hemen yakalamislar. fakat diger sincaplari uzun sure bulamamislar. bu yuzden ucagi aprona cekmisler. thy yetkilileri basibos sincaplarla dolu bir ucakla turkiye'ye kadar ucmanin imkansiz olduguna kanaat getirmis. tam bir hafta gecmesine ragmen sincaplar ne diri ne de olu vaziyette yakalanamamis. ucak uzunca bir sure oylece kalivermis pekin'de hangarda. sincaplar olsun diye 2 bin 800 kilo karbondioksit sikmislar. ucagin govdesini sokmusler. ucagin o kadar sure orada kalmasi firmayi ciddi maddi zarara sokmus. bir daha da kemirgen tasimama karari almislar. bu yuzden ucakta sincap tasiyacaksam her seyi goze almam gerekiyormus. neyse ki bu havayolu sirketi tamamen yasaklamadi sincap tasimayi. yoksa sana nasil sincap getirebilirdim ki singapur'dan?
Wednesday, 3 September 2014
hadi hatirlasana. dida mangisalardan nasil korkardin. cocukken en sevdigimiz sey degil miydi misir tarlalarinin arasinda korkarak dolasarak gezmek ve isirinca sutleri fiskiran cig misirlari yemek. her defasinda ishal olmakla veya bahce sahibi teyze tarafindan kovalanmalara ragmen, butun yaz tatillerinde, ilk okul bitene kadar. hatirlasana. simdi cirkin binalari diktikleri o tarlalarda nasil da eglenirdik. basibos gezen kopekler ve biz. en guzeli de neydi hic mi hatirlamiyorsun? misirlar buyurken vahsi bir orman gibi olurdu. sonra bizim boyumuza gelmisken tam o teyzeler bahceleri duzenler, misirlari duzene sokarlardi. kocaman yapraklar arasindaki kucuk patikalardan gezerken nasil adrenalin salgilardik? ki o yapraklar misirlar buyudukce sertlesir adeta keskin bicaklara donusurlerdi. her yerimiz yara bere icinde kalirdik. bir anda beliren teyzelerin aslinda dida mangisa olduklarini sanirdik. hic birini mi hatirlamiyorsun? uzuyorsun beni?
cocukluk arkadasim esra, korkunc bir trafik kazasi gecirip bitkisel hayata girmisti. haberi annemden almistim. hemen esra'nin annesi zuhal teyzeyi arayip uzuntulerimi iletmistim. zuhal teyze esra'nin son gunlerininde cok mutlu oldugunu, sonunda istedigi gibi bir iste calismaya baslayacagini ama bu elim kaza yuzunden cok uzulduklerini anlatmisti saatlerce. doktorlar esra'nin yasasa dahi eskisi gibi olamayacaklarini soyluyorlarmis. buna ne zuhal teyze ne de ben inanmak istemiyorduk tabii ki. telefonu kapattiktan sonra hafta sonu icin ardesen'e gitmeye karar verdim. ne olursa olsun esra'yi gormeliydim.
buyudugum kasaba, ardesen, tahminimden de cok degistmisti. cocukken kosusturdugumuz cakilli yollar coktan asfalta donmus, denize girdigimiz sahillerden otoyollar gecer olmus, yuksek katli apartmanlar bir zamanlarin yemyesil yerini beton bahcelere donusturmustu. sehrin disinda akan firtina deresi artik sehrin ici olmustu. suyu eskisi kadar serin degil ve de ayni sarkiyi soyleyerek akiyor gibi degildi.
ucakla trabzon'a gitmek hic keyifli degildi. istanbul'dan havaalanina ulasmak icin harcadigim saatlerden sonra hava sartlarinin kotulugu sebebiyle sallanan ucagin midemde yarattigi rahatsizliktan sikayetciydim. fakat trabzon'dan ardesen'e kadar yaptigim otobus yolculugunun bunyemde yarattigi saskinlik midemdeki eziyeti unutmami sagladi. eskiden bu yollardan gecerken hic canim sikilmazdi. babamla istanbul-ardesen arasinda az mi gidip gelmistik. cocukluk anilarimda samsun-istanbul arasi dunyanin en monoton yolculugu olarak kalmisti ama ardesen-samsun arasi soyle degildi. cunku daglara ve denize bakmak, yesilin ve mavinin arasindan akan cografyayi izlemek her zaman sahane bir deneyimdi. daglarin yamaclarindaki yalniz basina evlerde yasayan insanlarin hayatlarinin nasil oldugunu dusmek, balikci kasabalarindaki gemilerin renklerine bakmak, cogu zaman koyu laciverte donen karadeniz'in urprertici hali bu alti saatlik yolculugu gizemli bir roman gibi okumami saglardi. fakat gordugum uzere artik hicbir sey eskisi gibi degil. neredeyse her boslukta bir bina var ve yollar cillop gibi oldugu icin gaza basiyor mutemadiyen soforler. gelismisligin duzeyi hayal gucumu yerle bir etti. ardesen'e cok kisa bir surede ulastik diyemem ama basimi pencereye sabit tutmakta zorlandigim bir gercek. benzer kabukta bir hayat. ve artik denizin taslari yok cunku denizi doldurmuslar barbarlar. fakat yerel halk cok mutlu. cunku ulasim daha hizli artik. nasil da calisiyormus basbakanlar!
cay fabrikasinin onunde inecegimi soyledim muavine. eskiden bu cay fabrikasi sehrin en bati kisminda kalirdi. bizim evimiz fabrikadan denize dogru inen yolun ortasinda. dedem cok eskiden burada arazi almis cunku babaannem artik koyde yasamak istemiyormus. o zamanlar burada sadece deniz kenarindaki kulaberlerin evi varmis. o evden hep cok korkardim. cunku o kadar denizin dibindeydi ki dalgalar carpardi binaya. babaanemle oturmaya giderdik bazen. sehpalarin uzerindeki cay bardaklari dalgalar yuzunden zangir zangir titrerdi. ve bir de deli saniye burada yasardi. onun hikayesine sonra gelecegiz. dedem evi yapmaya karar verdiginde babaannemin kardesi yuksek mimar mehmet dayi projeyi cizmis. ama ustalar projeden hicbir sey anlamadiklari icin o kadar tuhaf bir sey insa etmisler ki! odalardan buyuk bir antre, koskocaman bir banyo ama minicik bir mutfak. ayrica her katin planini da bambaska yapmislar. biten her kattan sonra dedem ofkelenmis cunku! projede boyle mi ciziyor diye bagirmis ustalara. onlar da ellerinden geldigince deneysel takilmislar ve ortaya zamanina gore saray boyutunda ama simdi yaninda insa edilen apartmanlarin arasinda minicik kalan bu ucubeyi yapmislar.
cocukluk arkadasim esra, korkunc bir trafik kazasi gecirip bitkisel hayata girmisti. haberi annemden almistim. hemen esra'nin annesi zuhal teyzeyi arayip uzuntulerimi iletmistim. zuhal teyze esra'nin son gunlerininde cok mutlu oldugunu, sonunda istedigi gibi bir iste calismaya baslayacagini ama bu elim kaza yuzunden cok uzulduklerini anlatmisti saatlerce. doktorlar esra'nin yasasa dahi eskisi gibi olamayacaklarini soyluyorlarmis. buna ne zuhal teyze ne de ben inanmak istemiyorduk tabii ki. telefonu kapattiktan sonra hafta sonu icin ardesen'e gitmeye karar verdim. ne olursa olsun esra'yi gormeliydim.
buyudugum kasaba, ardesen, tahminimden de cok degistmisti. cocukken kosusturdugumuz cakilli yollar coktan asfalta donmus, denize girdigimiz sahillerden otoyollar gecer olmus, yuksek katli apartmanlar bir zamanlarin yemyesil yerini beton bahcelere donusturmustu. sehrin disinda akan firtina deresi artik sehrin ici olmustu. suyu eskisi kadar serin degil ve de ayni sarkiyi soyleyerek akiyor gibi degildi.
ucakla trabzon'a gitmek hic keyifli degildi. istanbul'dan havaalanina ulasmak icin harcadigim saatlerden sonra hava sartlarinin kotulugu sebebiyle sallanan ucagin midemde yarattigi rahatsizliktan sikayetciydim. fakat trabzon'dan ardesen'e kadar yaptigim otobus yolculugunun bunyemde yarattigi saskinlik midemdeki eziyeti unutmami sagladi. eskiden bu yollardan gecerken hic canim sikilmazdi. babamla istanbul-ardesen arasinda az mi gidip gelmistik. cocukluk anilarimda samsun-istanbul arasi dunyanin en monoton yolculugu olarak kalmisti ama ardesen-samsun arasi soyle degildi. cunku daglara ve denize bakmak, yesilin ve mavinin arasindan akan cografyayi izlemek her zaman sahane bir deneyimdi. daglarin yamaclarindaki yalniz basina evlerde yasayan insanlarin hayatlarinin nasil oldugunu dusmek, balikci kasabalarindaki gemilerin renklerine bakmak, cogu zaman koyu laciverte donen karadeniz'in urprertici hali bu alti saatlik yolculugu gizemli bir roman gibi okumami saglardi. fakat gordugum uzere artik hicbir sey eskisi gibi degil. neredeyse her boslukta bir bina var ve yollar cillop gibi oldugu icin gaza basiyor mutemadiyen soforler. gelismisligin duzeyi hayal gucumu yerle bir etti. ardesen'e cok kisa bir surede ulastik diyemem ama basimi pencereye sabit tutmakta zorlandigim bir gercek. benzer kabukta bir hayat. ve artik denizin taslari yok cunku denizi doldurmuslar barbarlar. fakat yerel halk cok mutlu. cunku ulasim daha hizli artik. nasil da calisiyormus basbakanlar!
cay fabrikasinin onunde inecegimi soyledim muavine. eskiden bu cay fabrikasi sehrin en bati kisminda kalirdi. bizim evimiz fabrikadan denize dogru inen yolun ortasinda. dedem cok eskiden burada arazi almis cunku babaannem artik koyde yasamak istemiyormus. o zamanlar burada sadece deniz kenarindaki kulaberlerin evi varmis. o evden hep cok korkardim. cunku o kadar denizin dibindeydi ki dalgalar carpardi binaya. babaanemle oturmaya giderdik bazen. sehpalarin uzerindeki cay bardaklari dalgalar yuzunden zangir zangir titrerdi. ve bir de deli saniye burada yasardi. onun hikayesine sonra gelecegiz. dedem evi yapmaya karar verdiginde babaannemin kardesi yuksek mimar mehmet dayi projeyi cizmis. ama ustalar projeden hicbir sey anlamadiklari icin o kadar tuhaf bir sey insa etmisler ki! odalardan buyuk bir antre, koskocaman bir banyo ama minicik bir mutfak. ayrica her katin planini da bambaska yapmislar. biten her kattan sonra dedem ofkelenmis cunku! projede boyle mi ciziyor diye bagirmis ustalara. onlar da ellerinden geldigince deneysel takilmislar ve ortaya zamanina gore saray boyutunda ama simdi yaninda insa edilen apartmanlarin arasinda minicik kalan bu ucubeyi yapmislar.
Monday, 1 September 2014
sana suleyman sah turbesinden bahsetmek istiyorum bugun
butun gazeteler ondan bahsediyor diye degil
belki gercekten de tahminimizden de onemli bir yerdir diye
kubbesi yesil
icinde yumusak halisi
mezara girerken de
ayakkabilar cikarilmali
butun gazeteler ondan bahsediyor diye degil
belki gercekten de tahminimizden de onemli bir yerdir diye
kubbesi yesil
icinde yumusak halisi
mezara girerken de
ayakkabilar cikarilmali