Friday, 5 March 2021

türkiye

imkansız bir kurguda sıkıntılı bir savaş bu, uzun bir intihar yüzmeyi öğrenmek yerine birbirlerini katleden kıyılar

Tuesday, 13 October 2020

anksiyeteler de göçer

deniz otobüsündeydik. kimliğimi unuttuğum için stres oluyordum. koltuğun arkasındaki cepte saç düzleştiricisi vardı, anlamsızca ona takıldım bir de. kimliğim de kimliğim diye anksiyetelerdeyim, ya beni almazlarsa? sonra azra rahatlattı. mültecilerin kimliğe ihtiyacının olmadığını söyledi. deniz otobüsü ile bir şekikde frankfurt'a geldik, nehirden geldik herhalde. nasıl özlemişim anlatamam. insan frankfurt'u özler mi? özler. bir süre burada kalırım, sonra başka alman şehrine geçerim diyorum kendi kendime. aklımda nedense wuppertal var. opera binası olmalı, kocamaaaaan bir konser salonu. stadel'e giderken yolu sorduğum bembeyaz saçlı alman adam aklıma geldi. mavi gözleri ile tobi'nin 20 yıl sonraki hali olduğunu düşündüm. sıkışmış hissediyorum.

Thursday, 17 September 2020

korku

doğduğum kasabanın kıyısını kırmışlar

ölmeden önce gider görür müyüm bilmem

yuvarlak taşların üstüne atılan asfaltı

sıra sıra dizilmiş kocaman kayaları

karanlıklardan başını çıkaramayan otları

doğduğum kasabanın kıyısı kırılmış

tepeleri törpülenmiş, kedileri işaretli

ölmeden önce gider görürüm belki

yuvarlak refüjlerin ortasında yatan fakirlerin

teker teker toplandığı kampları

parmaklıkların ardından uzanan ıslak burunları

doğduğum kasabanın kıyısı kırık

kaldı





Thursday, 6 August 2020

Küçük zevkleri olan sıradan insanın bile nefes alacak alan bulamadığı bu ülkeye dair en ufak bir ümidim yok, sadece ve sadece onun yok oluşunu hayal edenler erdemli insanlar.

Saturday, 25 July 2020

zamanda yolculuk yapmayı sağlayacak bir portal arayarak geçti ömrüm.

Saturday, 11 July 2020

şeker'e veda.

şeker ölmüş, yolun karşısındaki spotçunun önünde araba çarpmış. miniğim hayata veda etmiş. günlerce ağladım.

bir gün eve dönerken tütüncü adama sıkılarak sordum. sıkılarak çünkü kötü bir şey diyeceğini biliyordum.

ah dedi, ne oldu bir bilsen.

bilmek istemedim, gitmeye çalıştım, hızla anlattı. ölü bir melek gibi uyuduğu halini gösterdi.
eve geldim, saatlerce ağladım. tütüncü de fena olmuş, her halinden belli.

şeker dedi, bambaşkaydı, gelirdi buraya koltuğuma otururdu, bir şey demez yeme çömelirdim.

şu an bile ağlıyorum. küçüğüme araba çarpmış. çok üzgünüm.

şimdi marvin'ime daha çok sarılıyorum. gerçekten canım acıyor.

Saturday, 27 June 2020

Şekersizliğin tadı

Şeker'in kayboluşunun üzerinden bir ay geçti, aklıma gelmediği bir gün yok, onu çok özlüyorum. Günün her anı balkondan onu izleyerek, özenle aldığım ıslak mamaları ona servis ederek ne kadar mutlu idim. Marvin'den bile esirgediğim oluyordu ıslak mamaları ama Şeker'den asla. Alacalı açık kumral sırtlı, önü beyaz kedimiz Şeker, iki yıldan fazladır sokağımızın biriciğiydi. Yeşil gözleri ile olanları izler, tanımadığı kimsenin dokunmasına müsaade etmezdi. Tütüncü bakıyordu ona aslen, gündüzleri onunla dükkanda takılıyordu, arada çıkıyordu geziyordu, sonra dönüyordu. Bazen birkaç gün görünmezdi, mahallede turluyor herhalde derdik ki genelde öyle olurdu çünkü ne olursa olsun Şeker sokağa döner, fırının yan tarafındaki dolabın üzerine zıplar, saatlerce uyurdu ya da bakkalın sıcak hava üflemesinin üstüne otururdu. Karantina döneminde en yakın arkadaşlarımdan biri olmuştu Şeker, sokağa iner, ona mamayı verir, severdim. Bacaklarımın arasında dolanırdı kuyruğunu titrete titrede. En son yine ıslak mama vermiştim, gözlerini açıp kapatarak teşekkür etmişti. Hiç açgözlü bir kedi değildi, diğer kedilerle paylaşırdı mamasını, o gün de kara kedi ile paylaşmıştı. Sonra bir daha Şeker'i görmedim. Şeker'sizliğin ne kadar tatsız olduğunu bir bilseniz. Canım benim, umarım iyisindir, umarım güzel bir eve çöreklenmişsindir. Seni seviyorum Şeker.